Kabızlık nedir?
Türk Dil Kurumu Türkçe sözlüğünde kabıza karşılık olarak “peklik, sürgün
karşıtı” tanımı verilmiş.
Efendim bilindiği
üzere sözlükler kültür “comprimé”leridir. Tanımlarda kalmak insanoğlunun ufkunu
daraltır. Her konu, her tanım tartışmaya açılmalı ki kavram haznemiz
genişlesin, bakış açılarımız çoğalsın, mizah anlayışımız gelişsin, zekamızın
kıvraklığı artsın, falan, filan yani... Ne mi olur o zaman? İnsan oluruz ve, ve
daha da önemlisi kabız olma riskini azaltırız. Kısaca biz de bu tanımla
yetinmeyerek, konuyu enine boyuna açacak, araştıracak, irdeleyecek,
örnekleyecek, didik didik ederek iyice anlamadan bırakmayacağız.
Yaşayanlar bilir,
tıbbi olarak önemli bir arızadır, kabızlık. Bir metaforla anlatmak gerekirse,
çöpçü grevine benzer. Hatta beterdir, çünkü grev kırıcı olarak özel şirket veya
ordu da getirip işi halledemezsiniz. Şehrin ana cadde ve yavru sokaklarında
biriken çöplerin yaydığı koku bir yana, tehlikeli bir pislik yuvası ve her
türlü mahlukatın yaşayıp büyümesi için harikulade bir ortam oluştururlar.
Şimdi bunu bir de
insan vücuduna uygulayın, iğrenç! Değil mi?... Öyle ya, aynı şey orada, içerde
oluyor. Kabız insan aldığı besinlerin atıklarını dışarıya atamaz. Organizma
herhangi bir nedenle pisliklerden kurtulmayı reddeder. Kabız insan, tuvalete
gider, ıkınır, sıkınır, saatlerce oturmaktan bacakları uyuşur, ne kadar dergi,
gazete varsa okur, ama nafile makadına söz geçiremez. Aynen girdiği gibi,
tuvaletten yarım gram kaybetmeden çıkar! Ama öbür taraftan hayat devam eder,
insan kabız olsa da enerji kaybeder ve besin alarak bu enerjiyi vücuduna geri
vermek zorundadır. İyi ama her besin kendi posasını da getirmektedir. Böylece
kısır bir döngüye giren kabız insanın vücudu şişer, yürüyüşü değişir, ağırlaşır,
acılar içinde kıvranır. Haliyle bu durum ruh haline de yansır, neşesi kaçar,
çabuk sinirlenir... Halk dilinde bu tür insanların durumunu tanımlamak için
“bok tulumu” tabiri kullanılır ki çok yerinde bir deyimdir.
Fizyolojik
kabızın dışında bir de psikolojik kabızlık durumu vardır ki, çok daha vahimdir!
Burada bazı filozofik kavramlara girmek zorunda kalacağız. Bunu da mümkün
olduğunca uygun bir lisan kullanarak yapmaya çalışacağız ki, okuyucuyu
bezdirmeyelim.
Kabız sorununun
organizma işleyişinde aksaklıklar, veya başka bir tabirle “götün –sıçmıycam
ulan!- şeklinde bir davranışı” sonucu ortaya çıktığını irdelemiştik. Burada
rahatsızlık çeken insanı göt-üstü, veya göt-dışı bir varlık olarak, salt bilinç
olarak kabul edeceğiz! Uzun lafın kısası insan organizmayı rahatlatmak için
elinden geleni ardına koymamakta, örneğin yukarıda belirttiğimiz, ıkınma,
sıkınma, tuvalette okuma, gibi... fakat adı üstünde “göt” direnişini
sürdürmektedir.
Efendim, bu ara
girişten sonra psikolojik kabızlık konusuna gelebiliriz. İnsanoğlu, kadın erkek
gözetmeksizin, yaşadığımız bu devirde neredeyse sürekli olarak stres altında
bulunmakta ve bu yüzden önemli komplikasyonlar geliştirebilmektedir. Öte yandan
herkesin bildiği gibi stresin hem iyisi hem de kötüsü var, kolesterol gibi,
yani Ying-Yang... İyi stres yaşamımızı sürdürmek için gerekli ama tabi insan
bunu her zaman seçemiyor ve “Allah ne verdiyse” almak durumunda kalıyor. İyi
olsun kötü olsun bu stresin yarattığı gerginliği, aldığımız besinlerin atığına
benzetebiliriz, ayrıca teşbihte hata olmaz, bilindiği üzere.
Bu gerginliğin,
diğer bir deyişle stresin yarattığı atığın boşaltılması için insanoğlu her
türlü yolu dener. Bunun için rahat ettiği ortamlarda bulunmak, müzik dinlemek,
resim yapmak, seks yapmak, terapiye başvurmak, gülmek, güldürmek, geyik yapmak,
bağırmak, spor yapmak, arkadaşlarla veya yabancılarla ve yahutta yalnız kafayı
çekmek, daha da sayabileceğimiz her türlü aktiviteyi deneyebilir. Ve genellikle
sonuç olumludur. Ama bir şartla; kabız olmamak şartıyla, yani psikolojik ruh
hali olarak kabız olmamak şartıyla!
Kabız insan bu
gerginliği ortam ne olursa olsun, aktivite ne olursa olsun, üzerinden, mümkün
değil atamaz. Yukarıda teşhis ettiğimiz benzetmeleri uygularsak, burada kabız
insan rahatlayamayan organizma ve çevresi de onu rahatlatmaya çalışan insan
–hani şu göt-üstü insan- olarak algılanabilir. Yine konunun daha iyi anlaşılır
hale gelmesi için halk diline başvurursak, bu tür kabız insanları, kanımızca ve
önceki örneklememize uygunluğu açısından, fevkalade tanımlayan bir deyimdir:
“göt herif” veya “göt karı”! Bu tabir hakikaten uygundur çünkü fizyolojik
örnekte insan ne kadar uğraşsa da “sıçmıycam ulan işte diyen göt” gibi direnir
bu tür insanlar, çevreden gelen tüm “yahu işte biz bizeyiz rahatla biraz” şeklindeki
davetkar uyarılara.
Aslında durumları
zordur bu tür insanların, hele bir de kabızlık kronikleşmişse! Elbette arada
sırada hepimizin başına gelebilir, ama geldiği gibi de gider. Ama süreklilik
arzetmesi çok vahim sonuçlar doğurabilir. Hatta bu rahatsızlık bu tür
insanların yüzüne yansır, orada kabızlığın izlerini görebiliriz. Bunlar ya hiç
değişmeyen kalıplaşmış bir sırıtış, ya salakça bir tebessüm, ya kistleşmiş bir
ciddiyet ifadesi veya alaycı olmaya çalışan bön bir bakış gibi maskelerdir.
Tabi aslında bu hastalığın köklerini kişinin psikolojik derinliklerinde aramak
gerekir. Genellikle kendine güvensizlik, olduğundan farklı görünme özentisi,
görgü ve bilgi azlığı, kültür fakirliği, çocuklukta alınmış yanlış eğitim, yarı
cahillik, olgunlaşma bozukluğu, insanlara karşı güvensizlik, sevgisizlik, mizah
yeteneksizliği gibi sebepler kabızlığa yol açar.
Bu hastalığa
kimler mi yakalanır? Efendim yukarıda saydığımız psikolojik sorunları olan
herkes bu hastalığa yakalanabilir. Hastalık vakalarının en yoğun olduğu kesimin
“küçük burjuva” veya “petit bourgeois” dediğimiz sınıf olduğu bilinen bir
şeydir. Ancak her kesimden insan yakalanabilir.
Kabızlık
vakalarının en vahimi kendini bir bok zanneden hastalardır! Bu hastalar, “göt
herif” veya “göt karı” teşhisi konulanlardan daha vahim bir durumdadırlar.
Çünkü göt herif” veya “göt karı” nasıl “bana ne sıçmıycam işte” şeklinde bir
direnişte bulunuyorsa da “kendini bir bok zanneden” hasta “çıkmıycam işte, ben
önemliyim, burada durcam” şeklinde tepki verir ki, bu da daha önce yaptığımız
felsefik “contenant-contenu” (veya göt ve göt-üstü insan) analizinde en derinde
yer alan “contenu” nün tepkisi olarak değerlendirildiğinde olayın vahameti bir
kez daha tüm çıplaklığı ile ortaya çıkar.
Bu vakalara
“Allah kurtarsın” demekten başka yapılacak bir şey yoktur.
04/12/2000
Aucun commentaire:
Enregistrer un commentaire