Istanbul su içinde. Ajanslar yanılmadı, Balkanlar ve
Karadeniz’den yurdumuza gelen yağışlı ve soğuk hava Istanbul’u etkisi altına
aldı.
Bu hava bana eski kış Pazartesileri hatırlattı. Neden mi
Pazartesi? Okula giderdim, Fatih Malta dolmuş durağında, bu sabah duraklarda
bekleyen insancıklar gibi, büzüşerek beklerdim Galatasaray dolmuşunu. O anda en
büyük mutluluk, dolmuşun sıcaklığında Galatasaray’a kadar mayışıp uyuklamak, ya
da Unkapanı köprüsünden geçerken tersanenin adım atan koca bir adam gibi duran
devasa vincini ve artik dolmuşun önüne ne çıkarsa ilgiyle seyretmekti. Şimdi
duraklarda, çiseleyen yağmur altında bekleyen insanlar da mutluluğa yakın.
Birazdan gelecek olan otobüs, minibüs veya dolmuşun içindeki ısı onları
gevşetecek ve kah uyuklayarak, kah buğulanmış camlardan etrafı
görebildiklerince seyrederek gidecekleri yere kadar, seyahat etmenin
hafifliğini yaşayacaklar.
Işte sabah haberlerinde radyoda bahsettikleri, başka
birine çarparak batan gemi orada, Zeytinburnu açıklarinda, Marmara’nın gökyüzü
ile birleşmiş gibi duran gri sularının içinde, pek te üzgün duruyor.
Yedikule sahil kıyısında martılar tek sıra dizilmiş
açıklara bakıyorlar. Karınları aç besbelli ama bu soğukta da şimdi bu suya
dalınır mı, be birader? Hani şu kapkalın ve kapkara bulutlar biraz yırtılsa,
güneş bir iki dilim ışık ve sıcaklık atıverse aradan, hemen zıplayacaklar
ama...
Marmara bile üşümüş! Halinden belli, büzülmüş,
hareketsiz, kalın bulutları üzerine çekmiş, ısınmaya çalışıyor... Ama nafile,
sırtındaki ürperti dalgalarını görüyorum... Yine de pek kafasına takmıyor,
asırlardır yaptığı gibi Istanbul’unun eteklerine küçük küçük köpüklü öpücükler
göndermeye devam ediyor. Çok emin, yazın geleceğinden!
Sarayburnu açıkları bile dingin, vapurları seyre dalmış,
kıpırtısız, öylece duruyor. Vapurlar her zamankinden daha ciddi, tepelerinde
kara dumanlarını oradan oraya götürüyorlar. Dumanlar da az değil hani, ufak
ufak tüyüyorlar yukarı, bulutlarla sevişmeye gidiyorlar, çaktırmadan vapurlara.
Ama kaçın kurası bu vapurlar, hele ada vapurları, yutar mı, görüyor herşeyi ama
çaktırmıyor işte, muhatap almamak için dünkü çocuk “dumanı”. Boğaz ile Marmara
arasına görünmeyen çizgiyi çekmeye devam ediyorlar, yıllardır yaptıkları gibi.
Istanbul ıslak ama sırılsıklam değil, yağmur yoğun değil
ama her yerde! Istanbul bugün renksiz, ama keyifsiz değil, grinin tüm tonlarına
bürünmüş, bir güzel ki böyle de!
Ist. 19/02/2001
Aucun commentaire:
Enregistrer un commentaire