mardi 20 février 2018

Devrim şarkıları

Enternasyonal marşının gürüldeyen nağmeleri kulaklarından beynine ulaşmadan önce ciğerlerini dolduruyor. Her nota adeta koca bir ordunun güçlü bir adımıymış gibi tüm bedenini titretiyor . Ve her notada orduya birkaç kişi katılıyor, hissettiği titreşimlerin gücünü artırıyor. İşte şimdi kendisi ordunun en önünde, iki eliyle sımsıkı kavradığı bayrağı kaldırarak, omuzları iyice genişlemiş, başı dik, yürüyor. Orduda üniforma yok, silah yok, general, albay, çavuş yok, yürüme düzeni de yok… Tek bileşke, notaların düzenlediği ahenkli adımlar, bir de yüreklerdeki yüce heyecan. Marşın ezgileri göğüs kafesini büyütüyor, ense kökünden başlayıp önce omuzlarını sonra bütün sırtını yalayarak, kuyruk sokumunda son bulan bir ürperti yaratıyor. Kah hatırlayabildiği kah o anda anlayabildiği sözcüklerle önce mırıldanarak, sonra yüksek sesle koroya eşlik etmeye başlıyor.

Suyun üstünde zıplaya zıplaya ilerleyen bir kaydırak taşı gibi müziğe zaman zaman takılan sesini duymasıyla bir kahkaha patlattı. İki dakikalık bir süre için otuz küsur yıl geriye dönüvermişti. “Dünya devrim şarkıları II” CD’si, 17 yaşlarındaki duyguları, heyecanları hatıralar mezarlığından çıkarmış, kısa bir süreliğine canlandırmıştı. Geçmişi düşünmeye başladı. Ülke kabaca sağ ve sol ölmak üzere ikiye bölünmüştü. Arkadaşlarının büyük bir kısmı değişik devrimci grup militanlıklarını, hani giydikleri ceketin markasını goya gizlemek isteyen, ama etiketin her fırsatta kazara görünmesini sağlayan pozlara giren insanlar gibi, bariz bir gizlilikle taşıyorlardı. Onlardaki bu “insanlığın kurtarıcısı” etiketini biraz gıpta, biraz kıskançlık biraz da çekimserlikle izliyordu. Bir yandan onlar kadar cesur olup bir gruba militant olamadığı için kendine kızıyor, ama öte yandan bunun, özgürlüğüne mal olacağını hayvansal bir içgüdüyle seziyordu. Geçmişin, bir an aralanan perdesi tekrar yavaş yavaş kapanmaya başladı, karanlık çöküyor, hatırlalar derinlere kaçıyorlardı.

Şimdi o devrimci arkadaşlarının büyük bir çoğunluğu kendisinin çok daha sağına kaymışlardı. Oysa kendi küçük yaşamı içinde bir takım devrimler yapmış olduğunu düşündü. Herşey ne kadar değişmişti. Az önce dinlediği müzik yüzünden, geçmiş yıllarda ülkesinde insanlar öldürülebiliyordu. Ama bu CD’yi, tatil dönüşü uçağa binmeden önce free shop’tan satın almıştı; artık serbestçe satılıyordu devrimci şarkılar. Tuhaftır, özgürlük heyecanından çok, artık zararsızlaşmış fikirlerin salıverilmişlik burukluğunu hissetti. Belli belirsiz bir nostalji yaladı yüreğini.

01/02/2009 – Paris

Aucun commentaire:

Enregistrer un commentaire