mardi 20 février 2018

Le coeur en fraction


Le soleil se pulvérise
En une myriade de grains
Etincelants, éphémères

Mon cœur est ce reflet du soleil.
Il s’éparpille en mille morceaux
Sur la mer…

L’amour ne peut exister
Qu’en fractions de seconde
Ça fait mal.

C’est une douleur éternelle
Qui sans cesse se renouvelle…
La disparition de chaque grain,
Est la mort de mon cœur



Juan Les Pins et Paris : 26 mars – 3 avril 2006

La Nuit de toi

La nuit n'a rien inventé
Elle a juste pris
Le noir de tes yeux.
Elle résonne de la
Mélodie douce de ta voix.
Elle est douce et chaude
Comme ta peau de satin.
Son odeur enivrante
Imite ton parfum intime.
Son goût délicieux
N'est rien d'autre que
L'élixir de tes lèvres.
Que je ne connais pas
Mais que je devine...

24 Décembre 2016

La Mi


En ce moment
Pas d’amour, pas de haine,
L’univers s’emplit
D’une seule couleur
Pas de joie
Pas de chagrin
Ma peau ne contient
Plus aucun organe
Je ne sens ni le chaud
Ni le froid
Mes yeux ne voient que
La couleur de l’univers
Je n’entends plus
Qu’une seule  note d’un violon
Ma peau n’a rien à toucher
Dans ma bouche
Le gout amer
J’imagine mon cœur
Qui est broyé
Qui éclate en mille morceaux
Tous brulés noirs
La nostalgie envahit
L’univers entier
Elle repeint tout en gris
La seule couleur visible
Je n’aime plus
Je ne haïs plus
Je ne ris plus
Je ne pleure plus
Je n’espère plus
En ce moment
La nostalgie est ma maitresse
Dedans et dehors
C’est elle qui règne
Vivre ou mourir
En ce moment
N’ont aucun sens
Tout est gris
La seule note est la « Mi »
La langue n’existe
Que pour ce gout amer
De l’univers
En ce moment
Je ne suis plus
En ce moment
Je n’existe que
Dans le passé
Un laps de temps qui s’étire à l’infini
Du passé lointain à maintenant
Il court derrière le présent
Sans jamais l’atteindre
La nostalgie est une peau infinie
Qui couvre tous les passés
Infime membrane
Infiniment grande
Infranchissable barrière
Entre l’instant d’avant
Et maintenant
Entre l’instant d’avant
Et maintenant
Je flotte dans ce gris
Dans cette mi
Dans cette amertume
Immatérielle
Sans souffle, sans frisson
Sans vie et pourtant vivant
Ni mort ni vivant
Un mort vivant
Maintenant est si proche
Et si inaccessible

Je ne pense plus
Je n’ai plus aucune
De mes images passées
Pas de figures d’espoir du futur
Pas de haine, pas d’amour
La nostalgie me possède
Complètement
Elle me balance, me jette
Dans le plus dense du gris
Dans le plus strident de la « Mi »
Dans le plus vide des vides
Elle me caresse
Elle me serre
Elle me relâche
Elle me remplit
Je ne sais plus qui je suis
Je ne sais plus si j’existe
Ni si je suis mort
Ni si j’ai jamais existé
Je ne sais si la vie existe
Je ne sais si la mort existe
En ce moment
Je ne suis pas dans ce moment
En ce moment
Ma peau ne contient que
La nostalgie
Et ce corps flotte
Quelque part
Dans l’univers
De la nostalgie
Et soudain
Une toute petite larme
Perle
Déborde
Déchire l’infime membrane
Entre avant et maintenant.

Paris, le 01/08/2015

Devrim şarkıları

Enternasyonal marşının gürüldeyen nağmeleri kulaklarından beynine ulaşmadan önce ciğerlerini dolduruyor. Her nota adeta koca bir ordunun güçlü bir adımıymış gibi tüm bedenini titretiyor . Ve her notada orduya birkaç kişi katılıyor, hissettiği titreşimlerin gücünü artırıyor. İşte şimdi kendisi ordunun en önünde, iki eliyle sımsıkı kavradığı bayrağı kaldırarak, omuzları iyice genişlemiş, başı dik, yürüyor. Orduda üniforma yok, silah yok, general, albay, çavuş yok, yürüme düzeni de yok… Tek bileşke, notaların düzenlediği ahenkli adımlar, bir de yüreklerdeki yüce heyecan. Marşın ezgileri göğüs kafesini büyütüyor, ense kökünden başlayıp önce omuzlarını sonra bütün sırtını yalayarak, kuyruk sokumunda son bulan bir ürperti yaratıyor. Kah hatırlayabildiği kah o anda anlayabildiği sözcüklerle önce mırıldanarak, sonra yüksek sesle koroya eşlik etmeye başlıyor.

Suyun üstünde zıplaya zıplaya ilerleyen bir kaydırak taşı gibi müziğe zaman zaman takılan sesini duymasıyla bir kahkaha patlattı. İki dakikalık bir süre için otuz küsur yıl geriye dönüvermişti. “Dünya devrim şarkıları II” CD’si, 17 yaşlarındaki duyguları, heyecanları hatıralar mezarlığından çıkarmış, kısa bir süreliğine canlandırmıştı. Geçmişi düşünmeye başladı. Ülke kabaca sağ ve sol ölmak üzere ikiye bölünmüştü. Arkadaşlarının büyük bir kısmı değişik devrimci grup militanlıklarını, hani giydikleri ceketin markasını goya gizlemek isteyen, ama etiketin her fırsatta kazara görünmesini sağlayan pozlara giren insanlar gibi, bariz bir gizlilikle taşıyorlardı. Onlardaki bu “insanlığın kurtarıcısı” etiketini biraz gıpta, biraz kıskançlık biraz da çekimserlikle izliyordu. Bir yandan onlar kadar cesur olup bir gruba militant olamadığı için kendine kızıyor, ama öte yandan bunun, özgürlüğüne mal olacağını hayvansal bir içgüdüyle seziyordu. Geçmişin, bir an aralanan perdesi tekrar yavaş yavaş kapanmaya başladı, karanlık çöküyor, hatırlalar derinlere kaçıyorlardı.

Şimdi o devrimci arkadaşlarının büyük bir çoğunluğu kendisinin çok daha sağına kaymışlardı. Oysa kendi küçük yaşamı içinde bir takım devrimler yapmış olduğunu düşündü. Herşey ne kadar değişmişti. Az önce dinlediği müzik yüzünden, geçmiş yıllarda ülkesinde insanlar öldürülebiliyordu. Ama bu CD’yi, tatil dönüşü uçağa binmeden önce free shop’tan satın almıştı; artık serbestçe satılıyordu devrimci şarkılar. Tuhaftır, özgürlük heyecanından çok, artık zararsızlaşmış fikirlerin salıverilmişlik burukluğunu hissetti. Belli belirsiz bir nostalji yaladı yüreğini.

01/02/2009 – Paris